5.SINIF SOSYAL BİLGİLER

Ders Notları

Performans Konuları

Proje Konuları

Yazılı Soruları

Soru ve Cevap Etkinlikleri

Sosyal Bilgiler Sözlüğü

Test Soruları

 

6.SINIF SOSYAL BİLGİLER

Ders Notları

Performans Konuları

Proje Konuları

Yazılı Soruları

Soru ve Cevap Etkinlikleri

Sosyal Bilgiler Sözlüğü

Test Soruları

 

7.SINIF SOSYAL BİLGİLER

Ders Notları

Performans Konuları

Proje Konuları

Yazılı Soruları

Soru ve Cevap Etkinlikleri

Sosyal Bilgiler Sözlüğü

Test Soruları

 

8.SINIF İNKILAP TARİHİ

Ders Notları

Performans Konuları

Proje Konuları

Yazılı Soruları

Soru ve Cevap Etkinlikleri

İnkılap Tarihi Sözlüğü

Test Soruları

 

8.SINIF VATANDAŞLIK

Ders Notları

Performans Konuları

Proje Konuları

Yazılı Soruları

Soru ve Cevap Etkinlikleri

Vatandaşlık Sözlüğü

Çalışma Kitabı Cevapları

SANAL SOSYALCİ

7.Sınıf Sosyal Bilgiler Sözlüğü

7.SINIF SOSYAL BİLGİLER SÖZLÜĞÜ

A

AIDS: Kazanılmış bağışıklık noksanlığı arazı.

ajans: 1. Haber toplama, yayma ve üyelerine dağıtma işiyle uğraşan kuruluş. 2. Bu iş kollarının çalıştığı büro. 3. Radyoda haber bülteni.

akademi: Yüksekokul.

akçe: 1. Küçük gümüş para. 2. Her tür madenî para, akça.

aktif nüfus: 15-64 yaş grubunu kapsayan, çalışabilir etkin nüfus.

akvam: Kavimler.

âlem: Dünya, cihan.

alfabe: Bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sıraya göre dizilmiş belli sayıda harfin bütünü, abece

âmâ: Görme engelli.

anıt: 1. Önemli bir olayın veya büyük bir kişinin gelecek kuşaklarca tarih boyunca anılması için yapılan, göze çarpacak büyüklükte, sembol niteliğinde yapı, abide. 2. Önemi ve değeri çok olan eser.

antik: İlk Çağdaki uygarlıklarla, özellikle eski Yunan ve Roma uygarlıkları ile ilgili olan, antika.

arkeoloji: Kazı bilimi.

astronomi: Gök cisimlerinin konumlarını, hareketlerini, birbirine olan uzaklıklarının ölçülmesini, bunların fizik ve kimya bakımından yapılarını inceleyen bilim, gök bilimi.

atmosfer: 1. Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası, gaz yuvarı. 2. Hava yuvarı. 3. İçinde yaşanılan ve etkisinde kalınan ortam, hava.

 

B

bando: Türlü üflemeli ve vurgulu çalgılardan oluşan ve genellikle geçit törenlerinde kullanılan mızıkacılar topluluğu veya takımı, mızıka.

banliyö: Yörekent.

bap: 1. Kapı. 2. Kitaplarda bölüm, başlık. 3. Konu, husus.

bataklık: Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge.

bayındırlık: 1. Bayındır olma durumu, ümran. 2. Bayındır duruma getirme işi, imar.

bedesten: Kumaş, mücevher vb. değerli eşyaların alınıp satıldığı kapalı tarihî çarşı.

berat: 1. Bir buluştan, bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge, patent. 2. Osmanlı Devleti’nde bir göreve atanan, aylık bağlanan, san, nişan veya ayrıcalık verilen kimseler için çıkarılan padişah buyruğu.

beşer: İnsanoğlu, insan.

beşerî: İnsanoğlu ile ilgili.

beylerbeyi: Osmanlı Devleti döneminde eyaletlere atanan, askerî ve sivil yetkileri olan yüksek dereceli görevli.

bizatihi: Kendiliğinden, özünden.

bohça: İçine çamaşır, elbise vb. koyup sarılan dört köşe kumaş.

boy: Ortak bir atadan türediklerine inanılan toplumsal ve ekonomik topluluk.

bölge: Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası.

bucak: İlçelerin, bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri, nahiye.

buhurdan: Buharlık.

buluntu: Kazı veya araştırmalarla ortaya çıkarılmış olan, bazen de rast gelinerek bulunan eski çağlardan kalma eşya.

burjuva: 1. Şehirde yaşayıp özel imtiyazlardan yararlanan, 2. Orta sınıftan olan, kent soylu.

burs: 1. Bir öğrencinin öğrenimini sürdürebilmesi veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artırması için belli bir süre devlet veya özel kuruluşlarca ödenen aylık para. 2. Bu amaçla vakfedilmiş paranın veya malın geliri.

buzul: Kutup bölgelerinde veya dağ başlarında bulunan büyük kar ve buz kütlesi, cümudiye.

bütçe: 1. Devletin, bir kuruluşun, bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladığı gelir ve giderlerinin tümü. 2. Devlet ve öteki kuruluş veya toplulukların belirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama niceliklerini önceden belirleyen, onaylayan ve bu işlemlerin yapılmasına izin veren kanun veya karar.

 

C

cebir: Sayılar yerine imler konularak sayısal işlemlerin genelleştirilmesi.

cihangir: Dünyaya egemen olan, dünyayı zapt eden kimse.

cirit: At koşturup birbirine değnek atarak takım hâlinde oynanan oyun, cirit oyunu.

cumhuriyet: Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi.

 

Ç

çatışma: Aynı anda ortaya çıkan birbirine karşıt ya da eşit derecede çekici dilek ve isteklerin bireyde yarattığı ruhsal durum.

çini: Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan, bir yüzü sırlı ve genellikle çiçek resimleriyle bezeli, pişmiş, balçık levha, fayans.

 

D

Daru’l Fünun: Üniversite.

defin: Ölüyü gömme.

defterdar: 1. Osmanlılarda maliye işlerinin en yüksek buyurucusuna verilen san. 2. İllerde maliye işleriyle uğraşan yüksek görevli.

dernek: 1. Toplantı, düğün. 2. Belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek için kurulan yasal topluluk, cemiyet.

derviş: Bir tarikata girmiş, onun yasa ve törelerine bağlı kimse, alperen.

devşirme: 1. Devşirmek işi. 2. Asker yetiştirilmek üzere Yeniçeri Ocağına alınacak çocukları seçip toplama işi. 3. Yeniçeri Ocağına bu yolla alınan çocuk.

dirlik: Osmanlı Devleti’nde bir hizmete karşılık olmak üzere bir kimseye devletçe verilen aylık veya bir yere bağlı gelir.

divan: Sedir.

doğurganlık: Çok doğurma durumu, doğurgan olma durumu. Belli bir nüfusta belli bir zaman süresi içinde gerçekleşen canlı doğumların sayısı ya da oranı.

dokumacılık: Dokumacının yaptığı iş, dokuyuculuk, tekstil.

döviz: 1. Ülkeler arası ödemelerde kullanılabilecek para, çek, poliçe vb. her türlü ödeme aracı. 2. Yabancı ülke parası. 3. Herhangi bir konuyu tanıtma, duyurma, propaganda yapma amacıyla üzerine yazı yazılmış bez veya karton.

 

E

edebiyat: Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı, yazın.

eğim: Bir yüzeyin yatay düzleme doğru eğilmesi, eğiklik.

ekoloji: Canlıların hem kendi aralarındaki hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı.

empati: 1. Kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilmesi becerisi. 2. Duygudaşlık.

endülijans: Orta Çağ Avrupasında bir tür günah çıkarma ve ölümden sonra cennete gitmek için Papa’nın sattığı af belgesi.

enfeksiyon: Organizmada hastalığa yol açan bir mikrobun genel veya yerel gelişmesi, yayılması.

engebe: Deprem, rüzgâr, sel vb. iç ve dış etmenlerin etkisiyle oluşan yayla, ova, koyak, çukur, dağ vb. biçimlerin bütünü, yer biçimleri, yüzey

şekilleri, engebelik, arıza.

erozyon: Ekolojik faktörler nedeniyle toprağın verimli tabakasının bulunduğu yerden, su, rüzgâr, dalga ve buz gibi etkenlerle taşınması.

esnaf: Küçük sermaye ve zanaat sahibi.

esvap: Giysi.

etik: 1. Töre bilimi. 2. Çeşitli meslek kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü.

 

F

federasyon: 1. Savunma ve dış politika alanında dayanışma amacıyla birden fazla devletin bir birlik devleti içinde birleşmesi. 2. Aynı alandaki

çeşitli kuruluşları bir arada toplayan dayanışma birliği.

felsefe: Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması.

ferman: Osmanlı Devleti’nde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı buyruk.

fesat: Bozukluk.

festival: 1. Dönemi, yapıldığı çevre, katılanların sayısı veya niteliği programla belirtilen ve özel önemi olan sanat gösterisi. 2. Belli bir sanat

dalında oyun ve filmlerin sunulması ve gösterilmesi sonunda ödül, derece verilmesi biçiminde düzenlenen ulusal veya uluslararası gösteri

dizisi, şenlik. 3. Bir bölgenin en ünlü ürünü için yapılan gösteri, şenlik.

fetih: Bir şehir veya ülkeyi savaşarak alma.

filo: 1. Bir arada ve bir komuta altında bulunan savaş gemilerinin veya uçaklarının bütünü. 2. Toplu olarak aynı hizmeti yapan ve bir merkezden yönetilen kara, deniz ve hava taşıtlarına verilen ad.

filozof: Felsefe ile uğraşan ve felsefenin gelişmesine katkıda bulunan kimse, felsefeci.

fizik: Maddenin kimyasal yapısındaki değişiklikler dışında genel veya geçici yasalara bağlı, deneysel olarak araştırılabilen, ölçülebilen, matematiksel

olarak tanımlanabilen madde ve enerji olgularıyla uğraşan bilim dalı.

fizikî: Fiziksel.

fukara: Yoksul, fakir.

 

G

gezegen: Güneş çevresinde dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.

girişimci: 1. Üretim için bir işe girişen, kalkışan kimse, müteşebbis. 2. Ticaret, endüstri vb. alanlarda sermaye koyarak girişimde bulunan kimse, müteşebbis.

 

H

hak: 1. Adalet. 2. Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç.

hammadde: Üretim sürecinde kullanılan işlenmemiş her türlü madde.

has: Osmanlı Devleti toprak düzeninde yıllık geliri yüz bin akçeden çok olan topraklar ve bu topraklardan alınan vergi.

hattat: Çok güzel el yazısı yazan sanatçı.

havra: Yahudi tapınağı.

HIV: AIDS virüsleri, insan tümör virüsleri.

himmet: 1. Yardım, kayırma. 2. Çalışma, emek, gayret.

hisar: Bir şehrin veya önemli bir yerin korunması için taştan yapılmış, yüksek duvarlı ve kuleli, çevresinde hendekler bulunan küçük kale, kermen, germen.

hizmet sektörü: Gereksinimleri karşılama ve üretildiği anda tüketilme özelliklerine sahip her türlü etkinlikleri içeren iş kolu.

hükümdar: Padişah, kral, hakan gibi taht sahibi devlet başkanı.

 

I

ıslahat: 1. Genel olarak herhangi bir kuruluşta, devlet düzeninde eskimiş ya da bozulmuş olan yanları düzeltmek. 2. Osmanlı tarihinde gerileme

döneminden başlanarak zaman zaman Batı örneğine göre girişilen yenileşme ve ilerleme atılımlarına verilen ad.

 

İ-J

ibadethane: Tapınak.

icat: Buluş.

ikbal: Baht açıklığı veya yüksek bir makama, duruma erişmiş olma durumu:

ikta: Bir kişinin mülkiyetinde olmayıp devlete ait olan toprakların vergilerinin veya gelirlerinin asker veya sivil erkâna hizmet ve maaşlarına karşılık verilmesi.

il: Ülkenin vali yönetimindeki bölümü, vilayet.

imalat: 1. Ham madde işlenerek yapılan her türlü mal. 2. İşlenerek yapılan üretim.

imaret: Yoksullara yiyecek dağıtmak üzere kurulmuş hayır evi.

imarethane: Yoksullara ve öğrencilere yiyecek dağıtmak için kurulmuş hayır kurumu, imaret.

inkılap: Toplum düzenini ve yapısını daha iyi duruma getirmek için yapılan köklü değişiklik, iyileştirme.

irfan: 1. Bilme, anlama, sezme. 2. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş. 3. Kültür.

istihdam: Bir görevde, bir işte kullanma.

istikbal: Gelecek.

istikrar: Aynı kararda, biçimde sürme, kararlılık, stabilizasyon.

 

K

kadı: Osmanlılarda şerîat mahkemelerinin başında bulunan, aynı zamanda görev yeri ve çevresindeki düzenle ilgili yönetim ve denetim yetkileri bulunan yargıç.

kadırga: Hem yelken hem kürekle yol alan, özellikle Akdeniz’de kullanılmış bir savaş gemisi.

kaim: 1. Başka bir şeyin yerine geçen. 2. Ayakta duran, var olan. 3. Her zaman var olan (Tanrı).

kalyon: Yalnız yelkenle yol alan ağır savaş gemilerinin en büyüğü.

kanaat: 1. Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum. 2. Kanma, inanma.

kanı: İnanç, düşünce, kanaat.

kapıcıbaşı: Osmanlı Devlet teşkilatında saray kapılarını bekleyen görevli sınıfı.

kaptanıderya: Osmanlı Devletinde deniz kuvvetlerinin en büyük askerî ve idari amiri, kaptan paşa.

karantina: Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulup giriş çıkışların engellenmesi biçiminde uygulanan sağlık önlemi.

kasırga: Rüzgâr çizelgesinde hızı 64 veya daha fazla deniz mili olan ve kuvveti 12 ile gösterilen rüzgâr.

kâşif: Var olan ancak bilinmeyen bir şeyi bulan, ortaya çıkaran kimse, bulucu.

kâtip: Yazan, yazıcı, usta yazıcı.

katolik: Hristiyanlığın mezheplerinden biri.

kazı: 1. Bir yeri kazma işi, hafriyat. 2. Yer altındaki tarihsel değeri olan şeyleri, yapıları ortaya çıkarmak amacıyla arkeologlarca toprağın belli kurallara ve yöntemlere göre kazılması, araştırılması.

kent nüfusu: Tarım dışı etkinliklere, özellikle işleyim ve hizmet etkinliklerine dayalı, 10.000 den daha kalabalık nüfuslu yerleşim yerlerinde yaşayan nüfus. Şehir nüfusu.

kesif: 1. Yoğun. 2. Saydam olmayan. 3. Sık, kalın.

keşif: Var olduğu bilinmeyen bir şeyin ortaya çıkarılması.

kethüda: Zengin kimselerin ve devlet büyüklerinin buyruğunda çalışan, onların birtakım işlerini gören kimse, kâhya.

kırsal: 1. Kır ile ilgili. 2. Az insanın barındığı, genellikle kır durumunda olan yer.

kışlak: Kışın barınılan yer.

kıtlık: 1. Kıt olma durumu, ihtiyaca yetmeyecek kadar azlık, az ve zor bulunma. 2. Kuraklık, savaş vb. nedenlerle ürünün yetişmemesi ve bundan doğan açlık. 3. Yiyecek maddelerinde görülen darlık.

kilise: Hristiyanların ibadet etmek için toplandıkları yer.

kitabe: Yazıt.

kolej: 1. Öğretim programında yabancı bir dil öğretimine ağırlık veren okul. 2. Bazı meslek okullarına verilen ad.

konferans: 1. Topluluğa bir konuda bilgi vermek amacıyla yapılan konuşma. 2. Uluslararası bir sorunun çözülmesi için yapılan toplantı.

konsey: 1. Yönetim görevi yüklenmiş kimselerden oluşan topluluk. 2. Bazı sorunları görüşüp tartışmak için toplanan meclis.

kooperatif: 1. Ortaklarının gereksinimlerini uygun şartlarda elde etmelerini sağlamak amacıyla kurulan ortaklık. 2. Üreticilerin, aracıyı ortadan

çıkararak ürünlerini daha iyi şartlarda pazarlamak için kurdukları ortaklık.

koza: 1. İçinde tohum veya krizalit bulunan korunak, kozalak. 2. İpek böceğinin ördüğü ve içine kapandığı korunak.

kredi: 1. Borç ödemede güvenilir olma durumu. 2. Ödünç alınan veya verilen mal, para.

kudret: 1. Güç, erk, erke, iktidar. 2. Yetenek. 3. Maddi güç, zenginlik.

kundura: Kaba işlenmiş, bağsız, konçsuz ayakkabı.

kuraklık: Herhangi bir iklim bölgesinde, mevsimlik ya da yıllık yağış tutarlarının alışılagelene uymayan yetersizlik durumu.

külliye: Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane gibi çeşitli yapıların tümüne verilen ad.

 

L

lenger: Yayvan ve kenarları geniş, büyük, bakır kap.

liyakat: Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu.

lojistik: 1. Geri hizmet. 2. Geri hizmetle ilgili.

 

M

mamur: Bayındır.

marina: Yat limanı.

meddah: Taklitler yaparak, hoş hikâyeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı.

medeniyet: Uygarlık, bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü.

medet: Yardım, imdat.

medrese: 1. İslam ülkelerinde, genellikle İslam dini kurallarına uygun bilimlerin okutulduğu yer. 2. Fakülte.

mekanik: Makine ile yapılan.

mektep: Okul.

meşrutiyet: Hükümdarlıkla yönetilen bir ülkede hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükûmet biçimi.

metan: Çürümekte olan karbonlu maddelerden çıkan, havada sarı bir alevle yanan, renksiz bir gaz, bataklık gazı (CH4).

mevsimlik göç: Komşu ülkeler arasında ya da aynı ülke içinde, belli aylarda işgücüne çok gereksinim duyulan yörelere (büyük tarımsal işletmelerin yoğunluk kazandığı yerlere, işleyim özeklerine) akan nüfus.

mezhep: Bir dinin görüş, yorum ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarından her biri.

mihrap: Cami, mescit vb. yerlerde Kâbe yönünü gösteren, duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer.

milat: Hz. İsa’nın doğduğu gün.

minber: Camilerde hutbe okunan merdivenli, yüksekçe yer.

minyatür: 1. Çoğunlukla eski yazma kitaplarda görülen, ışık, gölge ve hacim duygusu yansıtılmayan küçük, renkli resim sanatı. 2. Bu biçimde yapılmış küçük resim.

monarşi: Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim, tek erklik.

muhabir: Basın ve yayın organlarına haber toplayan, bildiren veya yazan kimse.

muti: Yumuşak başlı, itaat eden:

müessese: Kurum.

mülkiyet: Sahiplik.

mürit: Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse.

müstehcen: Açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız.

müsteşar: 1. Kendisinden bilgi alınan, kendisine danışılan kimse. 2. Bakanlıklarda, elçiliklerde bakan veya büyükelçiden sonra gelen en büyük yönetici.

 

N

nağme: Güzel, uyumlu ses, ezgi, melodi.

nahiye: Bucak.

nema: Büyüme, gelişme, çoğalma.

nezaret: Bakanlık.

nişan: Osmanlılarda 1832’den sonra hizmet ve yararlık karşılığı olarak bir kişiye verilen madalya.

nutuk: 1. Söz, konuşma. 2. Söylev.

 

O

okka: 1283 gram büyüklüğündeki bir ağırlık ölçüsü.

oligarşi: Siyasal gücün birkaç kişilik bir grubun elinde toplandığı yönetim, aristokrasinin daralmış biçimi, takım erki.

organizasyon: 1. Düzenleme. 2. Devlet, idare, toplum vb.nin düzenleniş biçimi. 3. Düzenli bir grubun üyelerinin tamamı. 4. Kuruluş, kurum, teşkilat.

orta oyunu: Sahne, perde, dekor, suflör kullanmadan halkın ortasında oynanan Türk halk tiyatrosu.

 

Ö

özdeşme: Olay, nesne ya da özellikler arasında aynılaştırmalara ya da kümeler oluşturmaya elveren ayrıtsal yakınlık.

özgürlük: 1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî. 2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet.

 

P

pabuç: Ayakkabı.

panayır: Belli zamanlarda ve genellikle küçük yerleşim birimlerinde kurulan, sergi niteliğini de taşıyan büyük Pazar.

papa: Roma Katolik kilisesinin, bir meclis tarafından seçilen, Vatikan’da oturan ve Hz. İsa’nın vekili sayılan başkanı.

papaz: Hıristiyan din adamı, peder.

patrik: Ortodoks ve bazı Doğu kiliselerinin başkanı.

peşkir: Genellikle pamuk ipliğinden dokunmuş ince havlu.

peştamal: 1. Hamamda örtünmek için kullanılan ince dokuma. 2. İş yaparken bele bağlanan uzun, geniş dokuma. 3. Başa ve omuzlara örtülen

dokuma.

piskopos: Katoliklerde, bir bölgenin din işlerine başkanlık eden, papazlığın en yüksek aşamasında olan din görevlisi.

platform: 1. Yüksekçe yer. 2. Büyük çaplı tabakaların çarpılması ve bunun sonucunda oluşan hafif eğimlerle nitelenen jeolojik yapı tipi. 3. Bir siyaset programında, dayanılan düşünce veya düşüncelerin tümü.

protokol: 1. Bir toplantı, oturum, soruşturma sonunda imzalanan belge. 2. Diplomatlar arasında yapılan anlaşma tutanağı. 3. Diplomatlıkta, devletler arasındaki ilişkilerde geçen yazışmalarda, resmî törenlerde, devlet başkanları ile onların temsilcileri arasındaki görüşmelerde uygulanan kurallar.

 

R

rasathane: Gök gözlemleri yapan, gök cisimlerini ve olaylarını inceleyen yer.

reaya: Osmanlı Devleti’nda yönetime katılmayan, askeri sınıf dışında kalan, geçimini tarım ve ticaretle sağlayan kesim.

refah: Bolluk, rahatlık ve varlık içinde iyi yaşama, gönenç.

reform: düzeltim, yenilik.

rektör: Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eden, yönetimden, eğitim ve öğretimin düzenli yürütülmesinden sorumlu profesör.

restorasyon: Yenileme.

reyting: TV gibi kitle iletişim araçlarında dinlenme, izlenme oranı.

rota: 1. Bir gemi veya uçağın gidiş yönü, izleyeceği yol. 2. Görüş veya tutuma göre gidilen, izlenen yol.

rönesans: XV. yüzyıldan başlayarak İtalya’da ve daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan, klasik İlk Çağ kültür ve sanatına dayanarak gelişen bilim ve sanat akımı.

 

S

sadakat: 1. İçten bağlılık. 2. Sağlam, güçlü dostluk.

sadrazam: Osmanlı Devleti’nde başbakan, veziriazam.

sağdıç: Düğünde gelin veya damada kılavuzluk eden kimse.

sahih: Gerçek, doğru, sağın, hakiki.

salah: Düzelme, iyileşme, iyilik.

salta: Yakasız, iliksiz, kolları bolca bir tür kısa ceket.

sanal: Gerçekte yeri olmayıp zihinde tasarlanan, mevhum, farazi, tahminî.

sanayi: Ham maddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütünü, işleyim, endüstri.

sancak: 1. Bayrak, liva. 2. Çoğunlukla askerî birliklere verilen yazı işlemeli, kenarları saçaklı ve gönderli bayrak. 3. Osmanlı yönetim teşkilatında illerle ilçeler arasında yer alan yönetim bölümü, mutasarrıflık.

sancakbeyi: Sancağın askerî ve mülkî yönetiminden sorumlu olan görevli.

seçim: 1. Seçme işi. 2. Kanunlar, yönetmelikler uyarınca bir veya daha çok aday arasından belli birini veya birkaçını seçme, intihap.

sefalet: Yoksulluk, yoksulluk sıkıntısı.

sektör: 1. Bölüm, kol, dal, kesim. 2. Aynı işi yapan topluluk.

sembol: Duyularla ifade edilemeyen bir şeyi belirten somut nesne veya işaret, remiz, rumuz, timsal.

sendika: İşçilerin veya işverenlerin iş, kazanç, toplumsal ve kültürel konular bakımından çıkarlarını korumak ve daha da geliştirmek için aralarında kurdukları birlik.

sera etkisi: Kömür, doğal gaz ve petrol gibi fosil yakıtların geniş ölçüde kullanılmasıyla ortaya çıkan karbondioksidin dünya ölçeğinde iklim düzensizliklerine ve yerkürenin ısınmasına neden olması.

seyyah: Gezgin.

sini: Üzerinde yemek de yenilebilen yuvarlak, bakır ve pirinçten büyük tepsi.

sipahi: Osmanlılarda tımar sahibi bir sınıf atlı asker.

sit alanı: Sit bütünlüğünü veya onun bir parçasını üzerinde bulunduran yer.

sit: Tarih öncesinden günümüze kadar değişik çağların ve uygarlıkların kültür değerlerini temsil eden eser veya kalıntı.

sivil toplum: Devletin denetimi altında olmayan, kararlarını bağımsız olarak vererek toplumsal etkinliklerde bulunan bireyler topluluğu.

sofa: Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer, hol.

sosyal güvenlik: Sosyal sigorta, sosyal yardım vb. araçlarla halkın sosyal durumunu güvence altına alma.

sömürgecilik: Genellikle bir devletin başka ulusları, devletleri, toplulukları, siyasal ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılması veya yayılmayı istemesi, müstemlekecilik, kolonyalizm.

sözleşme: 1. Sözleşmek işi. 2. Hukuki sonuç doğurmak amacıyla iki veya daha çok kişinin, kuruluşun karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla gerçekleşen işlem, bağıt, akit, mukavele, kontrat. 3. Bu işlemi gösteren belge, mukavelename.

sunum: 1. Sunma işi. 2. Bir bildirinin çeşitli yollarla dinleyenlere aktarılması.

süvari: 1. Atlı. 2. Atlı asker.

 

Ş

şeyh: 1. Tarikat kurucusu, bir tarikatta en yüksek dereceye ulaşmış olan kimse. 2. Tarikat büyüğü veya tarikat kollarından birinin başında bulunan kimse.

şilte: Üstünde oturulan, yatılan, içi yünle, pamukla doldurulmuş döşek.

şüheda: Şehitler.

 

T

taahhüt: Bir şey yapmayı üstüne alma, üstlenme.

tabip: Hekim.

tablet: Eski uygarlıklardan kalma, pişmiş veya güneşte kurutulmuş kilden yapılmış, üzerinde çivi yazısı ile metin yazılı belge.

tablo: Birbiriyle olan ilgilerine göre düzenlenerek yazılmış şeylerin hepsi.

tahammül: 1. Nesnenin, güçlü, zorlayıcı dış etkenlere karşı koyabilmesi, dayanması. 2. İnsanın kötü, güç durumlara karşı koyabilme gücü, kaldırma, katlanma.

tahıl: Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat.

tahrif: Bir şeyin aslını bozma, kalem oynatma, değiştirme.

tandır: Yere çukur kazılarak yapılan bir tür fırın.

tanzimat: Sultan Abdülmecit zamanında, 1839Cda Gülhane Hattıhümayunu adıyla anılan bir fermanla ilan edilen, yönetimi iyileştirme tasarısı ve bu iyileştirmenin yapıldığı dönem.

tekfur: Bizans Devleti zamanında vali düzeyinde olan yöneticilerle Anadolu ve Rumeli’deki Hristiyan beylerine verilen ad.

tersane: Gemi yapılan yer, gemilik, tezgâh.

teveccüh: Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma, sevme.

tezvir: 1. Yalan söyleme. 2. Ara bozma ve özellikle kötülük amacıyla yapılan kovculuk.

tımar: Osmanlı Devleti toprak düzeninde yıllık geliri yirmi bin akçeye kadar olan topraklar ve bu topraklardan alınan vergi.

trigonometri: Üçgenleri hesaplamayı konu edinen matematik kolu.

tüberküloz: Verem.

tüccar: Ticaret yapan, ticaretle uğraşan kimse, tacir.

 

U-Ü

uygarlık: 1. Uygar olma durumu, medeniyet, medenilik. 2. Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü, medeniyet.

 

V

vaftiz: Hıristiyanlıkta doğduktan kısa bir süre sonra çocuğa ilk günahını silmek ve onu Hıristiyanlaştırmak amacıyla yapılan kutsal işlem.

vakfiye: Bir vakfın şartlarını bildiren belge, vakıfname.

vakıf: 1. Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk, para. 2. Bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk ve paranın idare edildiği yer. 3. Birçok kişi tarafından kurulan ve toplum yararına çalışmayı ilke edinen kuruluş.

vezir: Osmanlılarda devletin bakanlık, valilik gibi yüksek görevlerinde bulunan ve paşa unvanını taşıyan kimse.

virüs: Hastalık yapıcı, bakterilerden daha küçük, yaşamak için bir başka hücrenin içine girmek zorunda olan ve ancak elektron mikroskobunda görülebilen parazit.

 

Y

yargı: Yasalara göre mahkemece bir olay veya olgunun doğuşuna etken olan sebeplerin de göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi sonucu verilen karar, kaza.

yargılama: Yargılamak işi, muhakeme.

yasama gücü: Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasa yapma, yasa koyma, değiştirme ve kaldırma yetkisi, yasama hakkı, yasama yetkisi, yasama kuvveti, teşrii kuvvet, teşri kuvveti.

yaylak: Yetiştiricilerin hayvanlarıyla birlikte yaz mevsimini geçirdikleri, hayvanlarını otlattıkları alan.

yetenek: 1. Bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği, kabiliyet, istidat. 2. Bir duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç, kapasite. 3. Kişinin kalıtıma dayanan ve öğrenmesini çerçeveleyen sınır. 4. Dışarıdan gelen etkiyi alabilme gücü.

yürütme: 1. Uygulama işi, icra. 3. Merkezî yönetim ve yerinden yönetim kuruluşlarının hepsi.

 

Z

zanaat: 1. İnsanların maddeye dayanan gereksinimlerini karşılamak için yapılan, öğrenimle birlikte deneyim, beceri ve ustalık

gerektiren iş, sınaat. 2. El ustalığı isteyen işler.

zaviye: 1. Tekkenin küçüğü. 2. Kervansarayların seyrek bulunduğu yerlerle geçit ve derbentlerdeki konak yerlerine verilen ad.

zeamet: Osmanlı Devleti toprak düzeninde yıllık geliri yirmi bin akçeyle yüz bin akçe arasında olan topraklar ve bu topraklardan alınan vergi.

ZİYARETÇİ SAYACI

Çevrimiçi: ziyaretçi

Bugün: 44 ziyaretçi

Toplam: 173176 ziyaretçi

IP Adresiniz: 54.80.211.135

 

ZİYARETÇİ DEFTERİ

REHBERLİK

Test Çözme Teknikleri

Verimli Ders Çalışma İlkeleri

Ödev Yapma Alışkanlığı

Sınav Kaygısı

Çocuk ve Ev Ödevi

Uyku Düzeni

Başarısızlık Mı?

Çocuk ve Okul

Ünlü Düşünürlerden Sözler

 

ATATÜRK DİYOR Kİ

"Eğitimdir ki, bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır, veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terkeder."

 

ÖĞRETMENLER İÇİN

Karne Görüşleri

Ders Kesim Raporu

Müfettişler Neler İster?

Veli Toplantıları

Zümre Toplantıları

Şube Öğretmenler Kurulu

 

2013 - Sanal Sosyalci

| Ana Sayfa | İletişim | Banner Kodları | Ziyaretçi Defteri |

Eğitim
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=